Ayraç

Ayraç - Nisan 2010

Yahya Kemal’e atfedilen şöyle bir söz var, “Nesrimiz ve resmimiz olsaydı, muasır medeniyetlerden geriye düşmezdik.” diye. Osmanlı’da edebiyatı divan şiiri işgal etmişti, şu ya da bu şekilde bir halk şiiri de vardı ama esas olan büyük ölçüde divan’dı, öyle ki bu esas bütün sesiyle Osmanlı toplumunun şarkısıydı, muhakkak resim hususunda da başka düşünceler içine dalıp çıkmak mümkün. Resimden devşirilen bir felsefî zenginliği, yalnızca Batı resminde aramak ne kadar doğru bir yol olur? İkonların temsiliyle başlayan, antik Yunan’a kadar uzayan heykel geleneği ile yoğrulan bir resim sanatı, Anadolu zemininde, tek başına ne kadar ikame edilebilir? Üstelik Doğu’da olmayan şey yalnızca Batı tipinde resimken ve kendine özgü bir bolluk içindeki suretlere bürünmüş mananın temsilinden, suyun üzerine düşmüş renklere, hattatların kalemiyle yahut tezhibin bin bir türlüsüyle yapılan onca sanatlı işin ayan beyan varlığına rağmen…

O zaman Yahya Kemal’in işaret ettiği o derin boşluk, nasıl bir boşluktu?

Bir takım âli zevat, Türkiye’nin okullarında felsefe ve tarihin okutulmadığından yakınırlar. Bizce de bir o kadar doğrudur; Doğu’yla Batı arasında var olduğu zannedilen o hayalî boşluğu doğuran hayalsizlik, önemli ölçüde felsefe kaynaklıdır. Rönesans’ın yalnızca teknik ve sanat yönüne odaklananlar, Montaigne’i, Voltaire’i yahut Machiavelli’yi; Fransız Devrimi’ndeki özgürlük tutkusunu yüceltenler Jean Jacques Rousseau’yu, Kuzey Aydınlanması’nın önemli figürlerini, David Hume’u, Thomas Hobbes’u, John Locke’u; hatta Ortodoks Marksizm’in kapalı duvarları arkasına sığınanlar, Adam Smith’in metinlerindeki felsefî geleneği nedense unuturlar sürekli. Bütün bunlar, Doğu’yla Batı arasında bir türlü kapanmak bilmeyen makasın bir kısmıdır. Diğer kısmı da muhakkak, felsefeyle yan yana serpilip boy veren bilim ve teknolojidir.

Devamını Oku: Ayraç - Nisan 2010

 

Ayraç - Mart 2010

Yeni bir eleştiri hayali Ayraç’ta kuruluyor…

Türkiye’de derin bir eleştiri kıtlığının sancıları duyuluyor. Bununla beraber eleştiri kelimesine tahammülsüz ama bir o kadar da “üreten bir zekâ”nın etkili olduğunu görüyoruz. Elbet buna “eleştiren akıl”ın özgüven eksikliğini ve yaşanan kavram karmaşasından doğan kusurları da eklemek gerekiyor. İlkine kısa vadede bir tedavi bulmak pek mümkün görünmüyor, çünkü hem tahammülsüz hem de üretim içindeki bir zekâ söz konusu ve işin kötüsü üretim de zekâ da önyargılarla yüklü. Elbet eleştiren aklın tümünü böylesine net bir şekilde ifade etmek de kolay değil, zira işin bu yanında azda olsa hem tahammülsüzlükten beri durabilen hem de üretebilen bir zekâ ve çabanın varlığını da kabul etmek gerekiyor. Ekseni geniş, özgür ve tarafgir olmayan bir özgüvenle, kargaşa ve karmaşadan uzak bir sadeleşme, en başta elde edilmesi gereken kazanımlar olarak görülmeli, eğer bu yapılabilir bu özgüven ve bu sadelik sağlanabilirse son tahlilde, Türkiye’de üretilen edebiyatın niteliği artacaktır.

Eleştirinin olmadığı yerde, popüler olan her daim kazançlı çıkıyor. Hal böyle olunca yazılı veya görsel medyada, birbirini kollayan insanların oluşturduğu lobiler de edebiyatın çıtasını belirleyebiliyorlar. Örneğin bir dönem, Orhan Pamuk’un romanlarını överek, bir nevi ona arka çıkan Murat Belge’yi karalayanların, zamanla Pamuk’un romanı serpilip boy attığında, Belge’nin söylediklerini pek hatırlamadıkları gibi bir şey bu… Evet, hal böyle ve bazı orijinal tespitler hariç
Orhan Pamuk hakkında adam akıllı bir kuramsal eleştirinin literatüre kazandırıldığı söyleyemiyoruz.
Tıpkı buna benzer biçimde bir H.Ali Toptaş yazınının neye işaret ettiği hakkında ciddi kuramsal katkılar sağlayacak bir söylemin çok uzağındayız.

Devamını Oku: Ayraç - Mart 2010

Ayraç Ocak - Şubat 2010

Kitaplar Kitabını Yazmak…
M.Seyfettin Özege – Nurullah Pertevoğlu

Merhaba sevgili kitap dostları,
Ayraç’ın 5. sayısını sizlere ulaştırmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. 5. sayımızla birlikte Ayraç’a göstermiş olduğunuz ilginin her geçen gün daha da artarak büyümesi de bu mutluluğumuzu pekiştiriyor.

Ne güzel ki, pek çok yerde Ayraç’ın konuşulduğunu, özellikle nitelikli bir okumanın peşine düşen genç okurların ellerinde, çantalarında ve koltuklarının altında Ayraç ile gezip dolaştıklarını görüyor, işitiyoruz.
Emin olun bunun için hiçbir özel çaba sarf etmedik, sadece doğru bildiğimizi yapmaya çalışıyor ve sonuç olarak ta okuma ve yazma ekseninde açmak istediğimiz geniş yolun, geniş yürekliliğin ve samimiyetin sonucu olduğunu düşünüyoruz bu sıcak ilginin…

Bu sayımızın kapağına kitabı ve kütüphaneleri koyduk ve bunun bize çokça yakıştığını düşündük. M.Seyfettin Özege ve Nurullah Pertevoğlu’ndan yola çıkarak ‘Kitaplar Kitabını Bulmak…’ için bir gayrette bizden olsun istedik. Bizi bu gayrete ortak ettiği ve vesile kıldığı için sevgili Ali Utku’ya ve arşivini bizlerle paylaşan kıymetli E.N.İşli Hocamıza teşekkür ediyoruz…
Kitaplar kanatlarımız, Kütüphaneler kanat açtığımız gökyüzümüz. Ali Utku’ya İSAM’dan M.Birol Ülker ve Yakup Öztürk de katkılar yaptılar.

Devamını Oku: Ayraç Ocak - Şubat 2010

 
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün4
mod_vvisit_counterDün54
mod_vvisit_counterBu Hafta512
mod_vvisit_counterGeçen Hafta488
mod_vvisit_counterBu Ay478
mod_vvisit_counterGeçen Ay3937
mod_vvisit_counterTümü5672

Bugün: Eyl 05, 2010

Sitemiz, Internet Explorer 7 ve üstü ile Opera, Firefox gibi tarayıcılarda hatasız görüntülenmektedir. Bunun dışındakilerde sorun yaşanabilir.

Telif Hakkı © 2010 Fidan Kitabevi. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla!, GNU/GPL lisansı ile dağıtılan bir Özgür Yazılımdır.